19 Ekim 2013 Cumartesi

Bayramın Gözleri Mikail

   Çanakkale'de Aynalı Çarşı'nın önündeyim. Çarşı kapısında fotoğraf çekmeye çalışırken bir çocuk yaklaşıyor yanıma:
-Abla beni de çeker misin?
-Adın ne senin?
-Mikail.
  Ne güzel bir çocuk Mikail.  Bayramın gözleri mi Mikail, Mikail'in gözleri mi bayramdı karar veremedim.

 
-Nerelisin sen Mikail?
-Vanlıyım abla?
-Vanlıyam, anlıyam, şanlıyam diyorsun?
-Evet, abla. Çekecek misin fotoğrafımı?
- Çekmez miyim, güzel ülkemin kara gözlüsü. Hep böyle kal.

Ülkemin sıcağı çocuk, yalnızca bir fotoğraf mı istedin?
Bayramın gözleri mi Mikail, Mikail'in gözleri mi bayram?
Arkadaşının yanına oturdu Mikail. Al bir fotoğraf daha, istediğin ne ki Mikail? Bayramın gözleri mi Mikail, Mikail'in gözleri mi bayram?

 
  Çanakkale'de yatan dedelerinizin hoşaf ve kuru ekmekti tayınları. Böyle bir milletin çocukları ne ister ki, az ister, çokça verir. Etrafımızı sarmış açgözlü insanlara bir misal olur belki Mikail. Bayramın kutlu olsun ülkemin geleceği.
Hem bayramın gözleri Mikail, hem de Mikail'in gözleri bayram. Gözlerinden öperim, Çanakkale'yle Van'a selam.

Çanakkale'de Bayram Sabahı

Selam olsun şu denize,
Selam olsun karşıdaki şehitliğe,
Nasıl mütevazi yatıyorsunuz vatanın en nadide toprağında,
Sayenizde şu denize karşı oturduğumun farkındayım,
Çayımın şekeri sizsiniz biliyorum,
Şu martının kanadındasınız,
Yaprağın yeşilinde,
Çiçeğin kokusundan duyumsuyorum sizi.
 
 
Bulutlarda görüyorum her bir Mehmetçiği,
Denizin dalgası sizsiniz,
Her kıyıya vuruşunuzda öpüyorsunuz vatan toprağını,
İçimizi kaplayan huzursunuz,
Gözlerimdeki hüzünsünüz,
Kırpmıyorum gözümü yere düşürüm sizi diye,
Tuttuğum yaşsınız gözlerimde.

 
Bayramda matemliydi gökler,
Yağdı rahmet biliyorum,
Bu bize hoş geldinizdi.
Vatan sevgisiydi üzerimize yağan,
Ne güzel ıslandık bu sevgiyle iliklerimize kadar.
Rahat uyuyun sevginiz yüreğimizde,
Sanmayın yalnızca tarihin beyaz sayfalarında kaldınız.
Vatan her daim size minnettardır.
                          Sevuk BEGEN

Çanakkale'de Bayram

   Bayramı Çanakkale'de geçirmek istedik. Hemen yola revan olduk. İlk durağımız Tekirdağ oldu. Çevreyi gezdikten sonra herkesten acıktım bakışları atılmaya başlayınca, soluğu merkezdeki Tekirdağ köftecisi Özcanlar'da aldık. Tekirdağ köftelerinin tüm çeşitlerini tattıktan sonra, dondurmalı peynir helvası ve Hayrabolu tatlısı istedik. İkisi de mutlaka tadılmalı derim. Çaylarımızı içerken gözüm duvardaki resimlere takıldı. 1942 yılında Tekirdağ sahiline aitti. Keşke zamanı geriye çevirmek mümkün olsa, o bozulmamış sahillere kavuşabilsek.


 
Bir resim daha paylaşacağım sizlerle bir kelime yorum yazmadan!
 
 
Tekirdağ'a veda ediyoruz. Yarın Gelibolu'yu paylaşacağım. Kalın sağlıcakla.
 
Ne çıkarsa önüme yok ederim, bitiririm
Ben insan oğluyum
Yakanı, yıkanı seyrederim,
Pek az dövünürüm yitirdiklerime
Ben insan oğluyum.
                 Sevuk BEGEN

18 Ekim 2013 Cuma

Çocuk İçin Dostluk

    Ne kadar naif, katıksız ve çıkarsızdır, çocukların dostlukları. Dostunun iyi ve kötü gününde yanında olması da çocuk dünyasında çıkarsızdır. Oynarken düşen dostunu kaldırır, teselli eder. Mutlu günlerini paylaşır. Mevlana'nın sözünün özündeki gibidir çocuk için dostluk.

Dost ise düşünme ver gönlünü gitsin,
Dost değilse, hiç bekletme yol ver gitsin.

Demir bu sözle hareket eder. Dostluğa arkadaşlığa çok önem verir. Arkadaşı Can Kılıç'la üç yıl önce tanışmışlardı. Demir'e sorarsanız sıkı bir dostudur Can Kılıç. Beş yaşında oldukları düşünülürse ömürlerinin yarısından fazla bir zamandır dostlar. Zamana onların yaşamışlıklarından bakmak gerekir. Yirmi yıllık bir dostluk, altmış yaşındaki bir insanın ömrünün üçte biriyken, üç yıllık bir dostluk beş yaşındaki çocuk için ömrünün yarısından fazladır. Zamana çocuklar açısında bakarsak onların dünyalarını daha iyi anlarınız.
    Dost meclislerinin tadına çok erken varan çocuk, dostluğun kıymeti harbiyesini bir ömür yüreğinde taşır.

Geçen haftalarda Can Kılıç'ın doğum gününde bir araya geldi dostlar meclisi. Demir, Ateş, Ali, Cem, Buse, Bade, Lara...
 
Masanın tam karşısında pastayı kesen Can Kılıç. Ömürlerinin yarısı kadar dostlukları var Demir'le.
İyi ki o oyun parkında tanışmışız,
İyi ki varsın dostum,
İyi ki doğdun...

14 Ekim 2013 Pazartesi

Akide Şekeri Tadındaydı Bayramlar

Eskiye ait küçük bir şey, götürür bizi çocukluğumuza. Bir  akide şekerinin saydamlığında izlemez miyiz, eski bayramların telaşını? Evin temizlik ve tertibini sağlamıştır annemiz. Arap sabunu kokan halılar tertemiz yayılmıştır sofaya. Baklavaların, saray burmalarının şerbeti kaynamaktadır bir yandan mutfakta. Pişi yapılmış, tepsiye dizilmiş, bizim (yani evin çocuğunun) dağıtmamızı beklemektedir konu komşuya. Babalar malum alışverişte, hayvan bakmakta pazarda. Anne oturmuş tencerenin başına kalem gibi incecik yaprakları sarmakta. Biz bir yandan bize düşen görevleri yaparken, boş kaldığımız vakit bayramlık urbalarımızın başında, heyecanla beklerdik artık bayram sabahı olsa. Annemizin sesi gelir kilerden tarhanayla, kuru bamyayı getir, ha unutma kuru soğanla, kuru biberi. Kaçıncı defa gözlerimizle sevdiğiniz urbalarımızdan ayrılır, koşar getirirdik istenenleri. Babamız gelmiş çarşıdan, annemiz sorardı yarın çocuklara verilecek mendilleri aldın mı? Para bozdurdun mu, bayram harçlığı verilecek gelen çocuklara... Babamız tüm soruların cevabını verirdi yüzündeki tatlı yorgunlukla. Akşam olmadan ekmekleri almak karşıdaki fırından bizim görevimizdi. Bu çok önemli bir görevdi. Bayramda kapalı olurdu fırınlar, biz alır istiflerdik ekmekleri biteviye...
Şimdiki gibi değildi, daha çok sorumluluk verilirdi bizlere. Sonra elimizde gaz yağı bidonları bayramda ya elektrikler kesilirse... Tüm hazırlıklar bitince tatlı bir yorgunluk hepimizde. Yatmadan önce yeni ayakkabılarımızın ne güzel parladığını görürdük. Sabah olunca bayramlıklarımızı giyip başlardık bayramlaşmaya. Öğleden sonra hepimiz bayram harçlıklarımızın bir kısmını harcamakta, diğerleri Akbank'ın uğur böcekli kumbarasına. Ağzımızda akide şekerlerini çevirirken elimizde çatapatları sallardık. Diğer elimizde leblebi tozlu, üstü pembe şekerlemeli külahlar. Gülerdik çocukça, masumca leblebi tozu olan burunlarımıza. Kimimizin elinde de pamuk helva. Hepsi o bayramlardaki akide şekeri tadında. Yaşatabildiğimiz kadarını çocuklarımıza da tattırabilmemiz dileğiyle, iyi bayramlar...
http://kumtanesiyiz.blogspot.com/

8 Ekim 2013 Salı

Antreden Sonra

  Nedendir bilinmez bir süredir yazamadım. Zamanında yazılamamış konular birikti. Tatile çıkmadan neden böyle bir ara, neden bir antre yapamadım? Anlam veremedim kendime. Demir'le gittiğimiz son fuarı yazamadım mesela...
Demir'in doğum günü partisini de. Okumam gerektiğini düşündüğüm kitaplar birikmişti. Bu uzun aranın sebebi uzun bir tatil ve  sanırım okunmayı bekleyen bu kitaplardı. Bütün mesele uzun süreden sonra yeniden yazabilmekte, yani antreden sonrası kolay.

İncognito(David Eagleman)
Samizdat (Soner Yalçın)
İsim-Şehir-Bitki (Yılmaz Özdil)
Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda (Yılmaz Özdil)
Ve Dağlar Yankılandı  (Khaled Hosseini)
Olasılıksız (Adam Fawer)
İlluminati (Kürşad Berkkan)

Bu kadar çok kitaptan sonra bu kez de yazmak için kitaplara kısa bir veda...

Ama bir liste yaptım. İlk fırsatta okunacak kitapları ise şöyle sıralayabilirim:

İsim-Şehir-Hayvan (Yılmaz Özdil)
Sarıkamış (Prof. Dr. Bingür Sönmez-Reyhan Yıldız)
Bin Muhteşem Güneş  (Khaled Hosseini)
Tanrı'nın Unutulan Çocukları (Craig Silvey)
Bir Psikiyatristin Gizli Defteri (Gary Small-Gigi Vorgan)
Cehennem (Dan Brown)
Neslişah (Murat Bardakçı)
Yakın Tarihin Gerçekleri (İlber Ortaylı)
1923 Cumhuriyetin İlk Yüzyılı 2023 (İlber Ortaylı)
Selanikli Dönmeler (Marc David Baer)
Doğu'dan Uzakta (Amin Maalouf)

İlk kitap İsim-Şehir-Hayvan' a başladım bile. Bir tavsiye isterseniz,  bir çırpıda okuyacağınız bir kitap olan Ve Dağlar Yankılandı' yı öneririm. İncognito' nun okuması biraz uzun sürdü. Çünkü kitap beynin işleyişiyle ilgiliydi. Öyle ilgi çekici araştırmalar vardı ki tekrar tekrar okumayı gerektiriyordu. Onun dışındakileri iki gün en fazla üç günde okursunuz.

Bazı kitapların tadına bakılmalıdır...Diğerleri yutulmalıdır... Bazıları da çiğnenip hazmedilmelidir. demiş Francis Bacon. İncognito yutulacak bir kitaptı bana göre..
En azından tatlarına bakmanız dileğiyle...
http://kumtanesiyiz.blogspot.com/

2 Haziran 2013 Pazar

Anlat bana...

      Şiir yazmayı seviyorum. Hani ilham gelmezse yazamaz insan derler ya, sanırım şu an ilham geldi, hatta bugün yatıya kalacak gibi. Zihnimden onlarca dize dökülüyor. Unutmadan yazayım dedim. Sonra yazarım dediğinizde geçmiş olsun, unutuluyor. Böyle yazmayıp unuttuğum çok şiir var. Belki siz unutmuyor olabilirsiniz, ama ben unutuyorum. En güzeli hemen yazmak. Umarım beğenirsiniz. Aslında bu dizelerin hepsinde bir hikaye saklı desem inanır mısınız? Belki bir gün, onları da yazarım burada, ne dersiniz?

        ANLAT
Gözlerin gece gökyüzü,
Ne zifiri karanlık, ne de gece mavisi,
Bulutlanmış sanki, biraz nemli,
Bu gece gözlerin film makinesi,
Bir geçmiş hüzünler, bir pişmanlıklar mı oynuyor?
Yenilmişliklerin çok da neden yengilerin az?
Sevdiğin ve sevildiğin anlar,
Her şeye rağmen duruyorsun be koca çınar.
Bak rüzgar senin için burada,
Durma artık al rüzgarın sesini arkana,
Söyle eskilerden içli bir şarkı.

Anlat bana annemin 'On Yedili' masalını,
Daha daha eskilerden anlat,
Annemin anlattıklarından,
Saat tamircisiyle eşi Hüsna'yı anlat
Saati kıran Hüsna'nın 'Seyit saat öldü' deyişini anlat,
Hadi anlat o naif eski kadınları,
Kış gecelerimizi süsleyen komik anekdotları,
'Hüsna saat ölür mü?' derken Seyit'in yüzünü anlat.
Anneannemin kokulu kavunlarını da anlat mesela,
Olmuyor! Annem gibi anlatamıyorsun!

Evimizin balkonunu, çiçekli balkon demirlerini,
Karşı bahçedeki dut ağacını, anlatamaz mısın?
Yeşil, kırmızı, mavi ve kahverengi naylon terliklerimizi,
Oyuna hiç doyamadığımızı anlat,
Hadi anlat gözlerimizin çocukluktaki rengini.

                                               Sevuk BEGEN
http://kumtanesiyiz.blogspot.com/