Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2014 Pazar

Dalyan

Geçen yıl Temmuz gibi Bodrum'dan Datça'ya geçince, hemen Bodrum'a dönmeyelim diyerek Marmaris'e gittik. Marmaris'te İçmeler'de iki gün bir gece geçirdik. Daha fazla tahammül sınırımı zorlayamadım. Çocuklar için katlandım. Çok turiste endeksli bir tatil beldemiz olmuş Marmaris. İğne atsan yere düşmüyor derler ya, İçmeler plajı da öyleydi. Plajda turistlere masaj yaptıran oteller var. Hiç hoş değildi. Otellerin masaj salonları vardır mutlaka, bunun için o salonların kullanılması daha iyi olur sanırım. Akşam yemek yediğimiz lokantada garsonlar yalnız garson değil, icabında animatör hepsi, bir bakmışsın doğum günü kutlayan bir kaç turistin başında halay çekmekteler. Çağırdım çocukları:
- Neden halay çekiyorsunuz?
- Patron istiyor, dediler.
- Biz Paris'te yemek  yerken hiçbir garson bize vals yapmıyor, dedim.
- Yapmayın biraz onurlu olun, dedim.
- Patron öyle söylüyor, nasıl karşı gelelim işimizden oluruz, dediler.
- Onurunuzdan olmuyor musunuz? Başlarını salladılar çaresizce.
- Patronunuzu görmek istiyorum, dedim.
- Burada değil, dediler. Belki de patronları oradaydı, ama çocuklar korktular patron onlara kızar diye. Hesabı istedik ve içim burkularak ayrıldım.


 
Oradan bir kahvehaneye oturduk. Kendime bir çay söyledim. Sunum çok güzeldi, ama bu beni biraz önceki olaydan kurtaramamıştı. Çocuklarıma, değerlerimizi yok eden nerede bir insan görürseniz bana ne demeyiniz, alıp karşınıza o değer yıkıcıyı eğitiniz... gibi kelam ettikten sonra otele döndük. Ertesi gün valizleri hazırlayıp yola koyulduk.
 
 
 
 
 İşte Dalyan'dayız. Çağrı'da pidelerimizi yedik. Valizlerimizi otele bırakıp, Caretta carettaların yumurtalarını bıraktıkları İztuzu Plajına gitmek için Dalyan rıhtımına yürüdük. Hemen biletlerimizi alıp teknedeki yerimizi aldık. Sazlıkların arasından yaklaşık 40 dakika yolculuk yaptık.
İztuzu'na iki farklı şekilde gidilebiliyor. Birincisi tekneyle, ikincisi Dalyan postanenin yanından kalkan minibüslerle Sulungur gölünü dolaşarak. Biz birinciyi ve daha zevkli olanını tercih ettik.
 
 
 
Giderken yamaçtaki Kaya Mezarlıklarını da gördük.
 
 
Ben bir şey yazmıyorum, fotoğraflar konuşuyor zaten...
 
 
Özel tekne kiralayıp gezinti de yapabiliyorsunuz nehirde. Yengeçleri ve caretta carettaları görmek isterseniz sizi tekneler götürüyor.
 
 
 
Nehir boyunca otelleri görüyorsunuz. Tekne giderken durmuyor, ama dönüşte bazı otellerin müşterilerini bırakmak için bir iki rıhtımda durabiliyor.
 
 
Sazlıkların arasından geçerek nehirde yaptığınız yolculuk bir harika.

 
 
Teknede yolculuk sırasında bol bol fotoğraf çektik.
 
 
İztuzu Plajına ulaştık. Bu plaj dünyada doğallığını koruyabilen ender plajlardan biri. Plajın bir tarafı tatlı su, diğer tarafı Akdeniz. Böyle bir plajın benzerinin olmadığı söyleniyor.

 
Plajda duş mevcut, şampuan kullanmak yasak. Plajı belediye işletiyor sanırım. Küçük bir kafeterya var. İçecek ve yiyecek ihtiyaçlarınızı buradan karşılıyorsunuz. Bundan başka bir tesis yok, olmasın da zaten...
 
 
 
 
 
 


Bu uyarı caretta carettaların yumurtaları için.
 
 
 
Akşam üzeri insanların yerini yengeçler almaya başlıyor kıyıda. Yaklaşınca hemen deliklere kaçıyorlar.
 
 
Artık dönüş için rıhtımdayız. Son teknede yerimizi aldık.
 
 
Tekneci dönüşte dümeni Demir'e veriyor. Hadi hayırlısı. Sazlıklara girmeden götürüyor oğlum bizi. Yanındaki kızda teknecinin kızı. Çok küçük müdahalelerle dönüşte oğlum bizi getirdi diyebilirim.
 
 
Güneşin batışı da doğuşu kadar güzel Dalyan'da.
 
 


 

                                                      Bu iki fotoğrafı biz çekmedik.


 
Dünyanın en nadide plajına blogumuzun ismini yazmasak olmazdı...
Unutmadan nerede yemek yiyelim derseniz, Köşem' de balık derim...
 
 

24 Mart 2014 Pazartesi

Bodrum'dan Datça'ya Palamut Bükü'ne







Kışa veda ettik, ediyoruz. Şimdiden yaz tatili planı yapanların okumasını çok isterim. Yoğun çalışma hayatının yorgunluğunu atabileceğiniz bir yer Palamut Bükü. Biz geçen yaz oradaydık. Ama bu yaz yine gitmeyi düşünüyorum. Bodrum'dan feribotla yaklaşık bir buçuk-iki saatte Datça'da oluyorsunuz. Feribotun hareket saati yanılmıyorsam dokuzdu. En geç on bir gibi Datça'daydık. Datça'yı gezdikten sonra acıkınca yemek yiyecek  bir lokanta soruşturduk. Herkes Zekeriya Sofrası'nı önerince soluğu orada aldık. Aşağıdaki fotoğraflar ne alaka derseniz; lokantadaki cam masaların altında bu haritalar. İyi düşünülmüş. Bunlara bakınca benim masanın neresinde oturduğum çok belli oluyor değil mi?









 
İşte Zekeriya Sofrası. Şirin bir yer. Bu beyefendi sanırım sahibi. Bize yemekten sonra çay ikram ediyor. Mantıları güzel, sulu yemekleri lezzetliydi.
 
 
Buradan aynı caddede bir beş- on dakika yürüyorsunuz solda Datça pazarı vardı. Şöyle bir göz atıp devam ettik. Daha ileride Palamut Bükü'ne giden otobüslerin hareket ettiği durağı bulduk. Her saat araba bulmak mümkün. Fakat öğleden sonra sefer sayısı çok azalıyormuş. Büke giden otobüsteyiz artık. Sevdiğimiz o Ege şivesi ile konuşan insanlar öyle güzeller ve öyle doğallar ki...Datça'dan Palamut Bükü'ne ulaşmak yaklaşık bir saat sürüyor. Yol çok dar ve virajlı olduğu için yolculuk o mesafe için oldukça uzun geliyor. Bazı yerlerde iki araç zor geçiyor. Otobüs bir köyde  durduğunda harika konuşmalara şahit oluyorsunuz.
- Nere gidiyon, Büke mi?
-Büke.
İşte Palamut Bükü'ndeyiz. Burası Ceylan Motel. Tavsiye  ederim biz üç gün kaldık. Hizmeti iyi. İkinci kattaki balkonlu odada kaldık. Deniz manzaralı.
 

 
Yolun karşısı deniz. At kendini denize, rüzgar ol, yelken ol...
 

 
 Bu kısım otele ait. Sabah kahvaltısı ve yemekler burada yeniyor. Aşağısı plaj. İşte
 
 doğallığını muhafaza eden nadir yerlerden birisi. Yılmaz Özdil'de bir yazısında buna değinmişti. Gerçekten bu doğallık görülmeye değer.





 


 
 
 
Demir Bey çok acıktı ve sabırsızlanmakta...Otelin kahvaltısı çok güzel. Özellikle domatesi, peyniri ve çörek otlu ekmeği yöresel ve çok lezzetli.
Kahvaltıdan sonra taze badem almak için Emine'ye uğramadan geçmeyin. Emine emekçi bir kadın. Hani derler ya, ekmeğini taştan çıkarıyor diye, işte Emine de ekmeğini iki taş arasında tam gün badem kırarak kazanıyor. Seni özledik Emine, az kaldı bademler olur olmaz ordayız. Büke selam...