27 Ekim 2013 Pazar

Ömür Dediğin...

Ömür dediğin nedir ki dost,
Eline tutuşturulmuş  çuval mı sandın?
Önüne ne çıkarsa içine atıp,
Sonra harcayacağın para mı sandın?

Ömür dediğin nedir ki dost,
Bitmeyen koca bir umman mı sandın?
Her gün ne götürür  aynaya bakıp,
İçini acıtmayacak yara mı sandın?

Ömür dediğin nedir ki dost?
Hep kazanacağın yarış mı sandın?
Zaferlerini şöyle bir sayıp,
Yenik yüreğini kaya mı sandın?

Ömür dediğin nedir ki dost,
Kendi kurguladığın roman mı sandın?
Bitince tekrar dönüp,
Yeniden bir daha okursun sandın?

Ömür dediğin nedir ki dost,
Bir gün biteceğini kalbin anlasın.
Ne kaldıysa bundan gayrısında,
İyi değerlendir, sen artık hazansın.

                                 Canan Begendi
http://kumtanesiyiz.blogspot.com/


24 Ekim 2013 Perşembe

Metalin Güzelleştiği An

Win Eurasia Metal Fuarı izlenimlerini sizlerle paylaşmaya bu başlık altında devam ediyoruz. Çok acıktığımız ve yorulduğumuz için kısa bir mola veriyoruz. Birer tost ve portakal suyu sipariş ediyoruz. Beklerken de fuardan aldığımız firmaların tanıtım broşürlerini inceliyoruz.
 
 
 
 Demir broşürlerden görmek istediği makineleri seçiyor. Kendince ilginç olanları ve görmek istediklerini anlatıyor.
 
Tostlarımızı bir çırpıda midemize indiriyoruz ve kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Yine daire şeklinde kesilen metallerin kesilme işlemini izliyoruz.
 
 
Yine daire şeklinde kesilen metallerin kesilme işlemini izliyoruz.
 
 
 Bu tezgahta yine Demir'in merak ettiği CNC tezgahlarından...

 
 Burada metal boruların kesimlerini izliyoruz.

 
Bu görevli abimiz, Demir'e lazerli kesimler hakkında bilgi veriyor. Demir ona 'Neden eldiven taktığını soruyor.' Görevli Demir'e birazdan bir sürpriz yapacağını söylüyor.
 
 
İçerde makinenin lazerle metal üzerine çizim yapışını izliyoruz. Meraklı bekleyiş devam ediyor. Oldukça heyecanlıyız. Çünkü bu sürprizi Demir, ablasına armağan edecek.
 
 
İşte metalin güzelleştiği an...
İşte metalden bir gül!
 
 
Teşekkür ederek ayrılıyoruz. Bir başka fuarda görüşmek üzere...

Gerçek Truva Atı

İşte gerçek Truva Atı'na kavuşuyoruz. Bayramda oldukça ziyaretçisi gelmiş. Merdivenlerden yukarı çıkınca nereyi görmek istiyorum diye sordum kendime. M.Ö 5 yüzyılda yaşanmışta olsa Anadolu topraklarında yaşayan Truvalıların, Akhalar tarafından bu atın içine askerlerini gizleyerek pekte etik olmayan bir hile ile yenmiş olmaları insanı hüzünlendiriyor.
 
 
Tarihin bize bıraktıkları onu daha iyi anlayıp geleceği strateji ilmiyle planlayabilmek içindir.

 
Anadolu medeniyetlerine gereken ilgiyi gösterebiliyor muyuz?

 
Bu tanıtım yazısını okuduğunuzda tahta atı hazırlayarak Anadolu topraklarındaki Truva halkını yenen Akalar için 'cesur Akalı askerler' güzellemesi kullanılmış. Kaleyi savaşarak alamayan Akhalar hile ile almaya çalışmışlar. Bunun neresi cesaret anlamadım. Daim- Benz'in katkısıyla sanırım hazırlanmış bir yazı.
 
Burası Truva Atı'nın bulunduğu bölgedeki hediyelik eşya dükkanı. Orada bulunduğumuz süre boyunca oryantal müzik çalıyorlardı. Kendimi Beyrut'a falan mı geldik? diye sorguladım. Dayanamayıp dükkanın sahibini görmek istedim. 'Bizim Anadolu ezgileri taşıyan müziğimiz hiç mi yokta bunları çalıyorsunuz bir saattir'. dedim. Sorumlu bu müzisyenin dünyaca ünlü olduğunu söyledi. 'Olabilir ama ezgileri bize ait değil'. dedim. Doğru bir anlatımla sorumluyu ikna edebildim ki bizim orda bulunduğumuz süre zarfınca Türk müziği dinledik.

 
Bu manzaraları Manzara Lokantası'nın bahçesinden çektim. Aman buraları yok etmeyelim. Buralara yazlık, otel kondurmasalar da bizde bu doğallığı uzun yıllar görebilsek.

 
Manzara Lokantası demişken çok güzel kahvaltısı var. Yolunuz düşerse kiremitte mıhlama, zeytinyağlı biber ve domates salçalarından tatmayı unutmayın. Sevgiyle kalın...
http://kumtanesiyiz.blogspot.com/

22 Ekim 2013 Salı

Win Eurasia Fuarı İzlenimleri 2

Metal kesim standlarından ayrılarak  Air Blow havalandırma kanallarının olduğu bir standa geçtik. Görevli abiye tüm merak ettiklerimizi sorduk. Air Blow'ların havalandırmalarda kullanıldığını, aynı zamanda fan dediğimiz havalandırma işlemlerini yaptığını, havanın basınç sisteminden yararlanılarak yapıldığını, buğday silolarında hareket sağlamada da kullanıldığı öğrendik. Daha sonra çalışma akışını izledik.
 
Buradan yine hava basıncı kullanılarak ürünlerin taşınmasını sağlayan sistemlerle ilgili farklı bölümleri gezdik.
 
 Burada görevlilerden, hatta mühendislerden aktarma, boşalma iletin gibi konuları yapan sistemleri inceledik.
Gördüğünüz gibi Demir, bıkmadan usanmadan soruyor, onlarda Demir'in anlayacağı şekilde anlatıyorlar. Ben acıktım ve de yoruldum. Sizi konularla sıkmamak için mümkün olduğunca kısa tutuyorum. Tüm gezdiklerimi yazsam,  yorulduğum ve acıktığım noktasında bana hak verirdiniz diye düşünüyorum. Bir molaya ne dersin!

Çakma Truva Atı

  Otelden erken ayrıldık. Yağmur başlamadan Truva'yı görmek istiyorduk. Yolda ilk molamız Truva Park Lokantası oldu. Yemek amacıyla değildi molamız. Bakın ne içinmiş...

 
Çakma Truva Atı mı diyelim yada Truva atının önceli mi diyelim bilemedim. Demir, iple ata tırmanmaya çalıştı. Truva Atı'nı görmeden önce bir nevi ön hazırlık yapmış olduk.

 
 Truva Park Lokantası'nın bahçesi ve manzarasını sizlerle paylaşmak istedim. Kim bilir belki siz de uğramıştınız ya da bir gün uğrarsınız.

 
 Kahvaltı veya öğle yemeği için iyi bir uğrak yeri olabilir.

 
 Doğa, doğa, doğa...

 
 Yağlı boya tablo gibi siz ne dersiniz?

 
 Hava oldukça serin ve bahçede kimseler yok, gördüğünüz gibi. Kapalı bölümü tercih etmişler.

 
Çakma Truva Atı'mıza veda ederek gerçek Truva Atı'na gitmek için yola koyuluyoruz...
http://kumtanesiyiz.blogspot.com/

21 Ekim 2013 Pazartesi

Win Eurasia Fuarı İzlenimleri 1

   Daha önce Demir ile katıldığımız bir fuarı sizlerle paylaşamadık. Tüyap'ta düzenlenen Win Eurasia Metal Fuarı, Demir ve benim için oldukça öğreticiydi. Biz 8 Haziran'da ziyaret ettik. Fuar izlenimlerini yazamadan tatile çıktık. Kısmet bu güneymiş.
 Nasıl sabırsız bizimki, bir an önce makinalara kavuşmak istiyor. Haydi başlayalım o zaman.

 
Onu fırsat oldukça -bu yönde ilgisinin yoğun olduğunu düşündüğümden- makine, otomasyon vb. fuarlara götürüyorum. En az üç-dört saatimiz orada geçiyor. Demir'e kalsanız yatıya kalacak ama ben dayanamıyorum. O da ben sıkıldığımda, 'Tamam birazdan gidelim, şuraya da bir bakayım' diyerek orta noktayı buluyoruz.

 
Haydi artık anne! Nidasından sonra girişe yöneliyoruz. Her zaman ki gibi bizim küçük ziyaretçi, girişteki görevlileri şaşırtıyor. Fuarlara ilgisi olanlar genelde iş çevreleri olduğu için, bizim buraları eğitim amaçlı kullanmamız belki alışık olmadıkları bir durum olabilir. Makinalara ilgi duyan bir çocuğu başka nerede mutlu edersiniz?
 
 
Demir burada bir metal kesim makinası, diğer bir ifade ile CNC kesme tezgahı hakkında bilgi alıyor.
 
 
Kesim işleminin nasıl yapıldığı hakkında görevlilerden aldığımız bilgilendirmenin sonunda uygulamayı da görerek öğrendiklerimizi pekiştiriyoruz. Görevliler çok duyarlılar. Biz oraya şirketimize bir makine beğenmeye gitmedik. Meraktan orada olduğumuzu biliyorlar ve buna rağmen Demir'in sorularını sabırla cevaplıyorlar.

 
Metalden kesilecek parçanın kalıbının, bilgisayardan tezgaha bildirilerek çizildiği ve tezgahta bu kalıplara göre kesim yapıldığı bilgilerini aldıktan sonra, tüm sorularımıza cevap bularak stantları gezmeye devam ediyoruz.

Çanakkale Gezi Notları

Çanakkale'de bir bayram sabahına uyandık. Otellimiz fena değildi fakat Avrupa otellerinin maliyeti kısma hastalığı, bizim otellere de nüksetmiş anlaşılan. Gece soğuk olduğundan görevliyi aradık,  klimanın kumandasını getirir misiniz? diye. Acaba kumanda kendisi saklanmış olabilir mi bizden diyerek çekmecelere, kumandanın saklanacağı her yere baktık. Biz Türk insanı iyi niyetimizi son kerteye kadar muhafaza eder otelini Kırmızı Başlıklı Kız'daki kurt veya La Fontain'in Karga ile Tilki'sindeki tilki kurnazlığı ile yöneten Avrupa'daki otel sahiplerine benzetmeyiz bizim otellerin sahiplerini. Neyse uzun bir süre sonra görevli kapıyı çaldı. O an kafamızdaki beklentileri yerle bir edecek ve dimağımızda onarılamaz bir tahribat yaratacak bir olasılığı hiç düşünmemiş olmamız, amigdalanın da devreye girmesiyle hafif bir algı sorunu yaşadık. Görevli bir kumandayla gelmediği gibi, odada bulunan ve o ana kadar ne işe yaradığı konusunda en ufak bir fikrimizin olmadığı duvarda sonradan açılarak içine yerleştirilmiş gibi duran şeye dokunarak 'Biz de klima kumandası yok, tüm klimalar merkezi sistemle çalışır.' gibi ip un serdim tarzında bir şeyler söyledi. Klimada iki ışık yandı ve fakat bir sıcak hava üfleme sesi alamadık. 'Birazdan ısınır.' yalanına kandık.
 
Sabah otelde kahvaltıya baktık kötüydü. Bir kaç lokma atıştırıp çaylarımızı içerek manzarayı seyre daldık.

 
Yağmur yağmadan açık havada gezilecek yerleri gezelim mantığıyla yola koyulduk. Çıkarken otelin sahibi teşrif etmişler. Üşüdüğümüzü kendisi ne ilettiğimde, Ben kaloriferi yakmayı unutmuşum da öyle gitmişim, bugün yakacağız' dedi. Bu yalanı test edemeden otelden ayrıldık.